...dilimin döndüğü kadar sustum/nuri pakdil

6/3/2008 - cebeci'de bir pazar günlüğü

Kategori: KARALAMALARIM

Bir Pazar Günlüğü

Bugün Cebeci halk pazarı. Yani günlerin perşembesi. En c vitaminlisi…

 

Pazarcı esnafının yüzlerine bakıyorum gelip geçerken. Kaştan, gözden fazlasını görüyorum onlara baktıkça. Donmuş portakalları, Antalya yolunda devrilmiş sebze kamyonlarını, evde bekleyen hanımı ve çocuğu, teraziyi ve poşeti…

 

Neleri görüyorum daha, bir bilseniz! Ellerini ateş tenekesine uzatmış ve omuzlarını kısmış; bir yandan ısınmaya çalışırken bir yandan da “buyuracak ablaları, hanımefendileri” gözleyen çocukları görüyorum mesela. Bir de sırtlarında sepetle bekleyen taşıyıcı amcaları. Kelimelerin en hafifini bulmaya çalışıyorum onları tarif edecekken. Epey zorlanıyorum.

 

Taşıyıcı amcalar…

Kim bilir kaç yüksüzlüğün yükü vardır o sepetlerin içinde.

 

Pazardaki gözlemlerime bir flüt sesi düşüyor. Yine bir amca… Alt geçitte, Cebeci köprüsünün altında görmüştüm birkaç kez. Gâh Mahsuni’den bir şeyler çalıyor gâh Aşık Veysel’den. O’nu hiç ayakta görmedim. Ne zaman gördüysem notalarının başındaydı.

 

Flütçü amca…

Cebeci Pazar gününü seçiyor besbelli.

E seçmesin mi?

 

Pazardan üç kilo portakal alıyorum eve dönerken. Üç kilo c vitamini. Üç kilo hüzün hatırası. Portakallar dengelenirken terazide, “En ağlamaklısından koy” diyorum içimden.

 

Eve geliyorum. Eski dergileri karıştırıyorum alıp da okumadığım. Varlık dergisi… şiirlere göz atıyorum ilk önce. Sonlara doğru bir şiir… şiirin ismi Pazarcı.

 

Kader diyorum ve bir çırpıda okuyorum Pazarcı’yı:

 

O gün görmüş allığı da verdi

Kirazlarla birlikte.

Narların sırlarını ve bereketini,

Elmaların kışkırtıcı yuvarlaklığını,

Sattı hepsini.

 

Gülüşünü sattı keçi boynuzlarıyla.

Sesini cevizlerle.

Yeşil soğanları uzatırken, apansız

Oğlunu düşündü,

Mardin’de asker.

Sakladı o sıcaklığı./Habibe Bektaş

 

Yeşil soğan olsaydı aldığım.

Rabbim!

Ne yapardım…        

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/3/2008 - yaşanılası

Kategori: KARALAMALARIM

yaşanılası

 

hayallerim var benim

ama anılarım...

...

böyle de yaşarım.

 

anılarım yok benim

ama hayallerim...

...

ölmeyebilirim.

       şubat'08

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/2/2008 - son şiirim

Kategori: KARALAMALARIM

BU SABAH AYNADA

 

Bu sabah aynada bir dünya ile karşılaştım.

Birikmiş bir dünya ile…

Stadyumda seyircilerin,

Parmak ucunda farelerin,

Son dakika haberlerin,

Trafikte arabaların,

Banka önünde memurların,

Otogarda bavulların,

Balkonda çamaşırların,

Gelen kutusunda mesajların,

Çatılarda alıcıların,

Masalarda boşların,

Sıradaki parçaların,

Ödenmemiş faturaların,

Acil ihtiyaç kanların,

Takvimde yaprakların,

Maksimum fırsatların,

Ve şiirimde üç noktaların biriktiği bir dünya ile…

 

Bu sabah aynada bir dünya ile karşılaştım.

Dünyaydı karşılaştığım.

Önceleri ‘ben’ sandığım.

Kandığım...

 

Bu sabah aynama bir dünya bıraktım.

Dünyaydı bıraktığım.

Ben de kalansa…

Taramadığım saçlarım.

 

bu sabah bir ‘ben’ sundum gökyüzüne,

taranmamış saçlarım tanıdık geldi,

aynası olmayan her şeye…

 

bu sabah ilk defa

gözümü dört açtım.

güneş babadan aferin aldım…

 

KÜÇÜKÇİFCİ/CEBECİ

08 Şubatta, Cebeci'de

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/2/2008 - yalnız adamlar

Kategori: KARALAMALARIM

YALNIZ ADAMLAR

 

Melankoli, Hüzne taliplik…yalnızlık ve isteksizlik…

 

Entelektüel… o da yalnız, tek başına, fil dişi kulesinde. Aydın…

 

Melankolik bir entelektüel olabilir mi peki? Olsa nasıl olur? Doğrusu merak konusu.

Ruhunda belirsiz sancılar yaşayan, acılar dehlizinde kaybolmayı kendine marifet bilen melankolik adam entelektüel olabilir mi?

Her şeyden etkilenen; bir dilenciye, bir melodiye, bir resme, bir şiire bakarak gözyaşlarına boğulan biri aydın olabilir mi?

 

Peki entelektüel? Aydın… okuyan, yazan, eleştiren, yönlendiren, çözüm bulan… Gerçekten bunlar mı aydının anlamı? Aydınlar kimi aydınlatıyor? Aydınlar hangi derde çözüm üretiyor? Kalabalığın aydın tarifi nedir? Biz neyi kastediyoruz aydın derken?  

 

Entelektüellik, melankolik bir anlama büründü. Aydınlarımız da melankolikler gibi yalnızlığı tercih ediyor, onlar gibi kimseyle konuşmuyor, kendi halinde sessizce yaşıyor hepsi. Ama bir farkla: Melankolik adamın halinin sebebi kendisi. Yani sebeb-i bizzat… Haline zatıyla sebep teşkil ediyor. Entelektüelin yalnızlığı ise, tamamen kendine bağlı bir durum değil. Entelektüel başka unsurların, başka durumların da varlığını sebep gösteriyor yalnızlığına. Anlaşılmamaktan yakınıyor entelektüel… Anlaşılmamaktan: Öz yurdunda garip kalmaktan, bağra basılmamaktan…

 

Peki nedir bu çevremizdeki eli pipolu hiç de yalnız görünmeyen entelektüeller:

Onlar, hallerinden memnun olanlar…

Birbirlerini alt etmeyi tez konusu yapanlar.

Hakikati tanımadan varlıklarını ispata koyulanlar…

Onlar, bilen ama tanımayanlar…

 

Onlara bu ismi(aydın/entelektüel) düşüncenin öz vatanında/toprağında ter dökmeyenler verdi. Maddeyi manaya, kalıbı kalbe tercih edenler verdi onlara bu ismi.

 

Ne yazık… Ne yazık kalıbını vitrine koyan entelektüellere.

Biz seviyoruz melankolik entelektüelleri.

Biz seviyoruz siyahlar içinde beyazı göğe kaldıranları.

Biz seviyoruz bilen ve tanıyanları.

Biz seviyoruz bilen ve ağlayanları

Melankolik entelektüelleri…

 

Bir Cuma günü doğdum

Ve doğar doğmaz

erkekler ağlamaz sözüne itiraz eden ben oldum

öyle ağladım ki

en güzel ağlayana ümmet oldum…

                               küçükçifci/cebeci istasyonu

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/2/2008 - ortak bir isyanın sesi

Kategori: KARALAMALARIM

ORTAK BİR İSYANIN SESİ

yürüyen merdivende koşanlara!..

“Ara sıra geleceğin tarihçileri bizim için ne diyecekler, diye düşünürüm. Modern insanı anlatmaları için bir cümle yeter: Çiftleşirdi ve gazete okurdu. Bu tanımdan sonra söyleyecek başka bir şey kalmazdı sanırım.”

Albert Camus’un Düşüş adlı eserinde yer alıyor yukarıdaki satırlar. Çoğu kimse gibi çağının yıkımlarından olumsuz etkilenen Camus, bu yıkıma seyirci kalan modern insanı resmediyor: “Çiftleşirdi ve gazete okurdu.” Camus’un düşündüğünü düşünmemek elde değil. Yukarıdaki modern insan resmine bir fırça darbesi atmam istenilse hiç tereddütsüz şunu derdim: “Yürüyen merdivende koşardı!”

...

Her edebiyatçı farklı dilden isyan etti yaşadığı çağa. Özellikle yirminci yüzyıl, derinden yaraladı insan olduğunun farkında olanları. İdeolojik görüşü, rengi, coğrafyası, dili her ne olursa olsun ortak bir isyanı paylaştı bu insanlar. İnsanlık adına… Yirminci yüzyılda sokağın sesi bir siren cayırtısı gibi geldi kulaklara. Böylece karardı rüyalar. Yazdığıyla yaşadığı arasındaki farka tahammül edemeyen edebiyatçılar bu sefer yaşadıklarını, yani acılarını yazdılar. İsyanına sınır koyamayanlar oldu. Stefan Zweıg intihar etti eşiyle beraber.

Edebiyatçılarımız yükselttiler seslerini gelecek için. İnsanlık için…
“Önce Kristof Kolomb buldu Amerika’yı
Sonra biz
Umutlar azaldı, günden güne, mutluluklar
Ve ekmeğimiz…” /Cahit Külebi

“Arzulu mudur bir tank
Gece rüyasında
Ve ne düşünür tayyare yalnız kaldığı zaman
Tüfeklerin merhameti yok mudur?
Biz insanlar kadar.”/Orhan Veli

Savaş, açlık, çığlık… Yıkımlar birbirini takip etti. Önceleri dünya savaştı. Sonra güçlenenler oldu zayıfı ezmek için. Savaşın alanı daraldı ama devam etti ölümler.
Ve halen sürmekte bu durum… Dünya birbirinden habersiz yaşamakta… Böyle bir ortamdan en çok çocuklar etkileniyor şüphesiz. Şaşıyor çocuklar insan amcalara.


“Anneciğim bu çok acıtıyor
Küçük kurşunları yok mu bu askerlerin
Küçük çocuklar için?”/Mustafa Burak Sezer

“Bir jet dolanıyor başımda
Kızıl bir jet
Haydi, Ayşe aynayı getir
Gözüne tutalım pilotun
Şaşırsın. Kör olsun.”/Cahit Zarifoğlu

Savaşta okulu yıkılan çocuklara ağaç okul yaptı şair. Bir başka şair yoksul ülkelere elbise dikiyordu şiirden:
“Kanatların makas gagan iğne
Gökyüzünden diktiğin giysileri
As ağaçlarına yoksul ülkelerin ”/Mustafa Ruhi Şirin

Çocuklar ölürken, yıkılırken kubbeler hızlıca yaşıyordu dünya. İnsanları bekliyordu çünkü izlenilmesi gereken film, yetişilmesi gereken toplantı, dudağa bulaşmayı gözleyen ketçap, takılmayı bekleyen kravat… Şair dayanamadı ve isyan etti:

“Kaçan bir gol kadar üzülmedik değil mi?
Ölürken çocuklar o güzel Afrika’da.”/İbrahim Tenekeci

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kategoriler

Arkadaşlarım

mimarsami
Süleyman Ragıp Yazıcılar
oysabirumut
ulukavak
mehmet toprak
malihaber
mehmettturkmen
ademyakub
nakkasiye
busecegunler
ankebutulu13
egitimspormizah
saidercan
filbahar
zemheriedebiyat
griya