17/9/2007 - ANNE YA DA LEYLA FİLMİ
İstanbul'un varlıklı semtlerinden birinde babası ve dadısıyla birlikte yaşayan küçük Kerem, o daha çok küçük yaşlardayken evi terk edip kayıplara karışan annesinin özlemiyle yanıp tutuşmaktadır. Delikanlılığın eşiğindeki kahramanımız, elinde -dadısının kendisine verdiği- eski bir fotoğraftan başka hiç bir ipucu olmaksızın, günün birinde âni bir kararla evini terkeder ve adını sıklıkla duyduğu "Beyoğlu cangılı"nda annesini aramaya başlar.
Kader, Kerem'i samanlıkta iğne aramaya benzeyen bu umutsuz çaba sırasında, aynı cangılda yitik çocukluk aşkının peşine düşmüş bir başka bağrı yanık insanla, Leyla'sını arayan Mecnun'la buluşturacaktır. Köyünden sırf bu amaçla kalkıp Beyoğlu'nun arka sokaklarına düşen Mecnun, buradaki kirli dünyanın gerçeklerini algılamayamayacak kadar saf ve temiz yürekli bir gençtir. Dolayısıyla, onun ihtimâlleri arasında kesinlikle "Leyla'sının fuhuş batağına düşmüş olması" bulunmamaktadır.
Yitik sevdalarının peşinde koşarken İstiklâl Caddesi'nde (hem metaforik olarak, hem de fili anlamıyla) "birbirine toslayan" bu ilginç ikili arasında kısa sürede sıcak bir dostluk ortamı oluşur ve arayışlarını birlikte sürdürmeye karar verirler. Tamamen tesadüfî olarak yakaladıkları ipuçları onları sevimsiz bir gerçeğe doğru adım adım götürürken, ikisi de uzun süre bu gerçekle yüzleşmek ve onu kabul etmek istemeyeceklerdir. Mecnun'un Leyla'sıyla Kerem'in annesi gerçekte aynı kişidir ve iki insanın hayatlarının merkezini oluşturan bu genç kadın Beyoğlu'nun yazılı olmayan yasaları gereği fuhuş piyasasının elinde çoktan bir "sermaye"ye dönüşmüştür. Ve iki kafadar, meşakkatli bir arayışın sonucunda tam da Leyla'ya ulaştıkları sırada, onun izini sürenlerin yalnızca ikisi olmadığını acı bir tecrübeyle öğreneceklerdir.
Bir Mesut Uçakan filmi.
Alışılagelmiş mesut uçakan tarzının dışında.
''Eline kamerayı alan herkes Beyoğlun'da çeker bu filmi'' demişti bir dostum...
gerçekten öyle...
giriş-gelişme ve sonuç beklemenin yanlış olacağı bir film.
|